tr en

Farkındalığı Olanların Arayışları

Yaşamın o kadar çok yüzü var ki. İnsan hangisiyle başa çıkacağını bilemiyor bazen…

Biyolojik sorunlar var, ilişkiler var, ebeveynlik var, siyaset kısmı var, sosyal ilişkiler var, para kazanma mecburiyeti var…

Bir de bunların hepsiyle bağlantılı kendimizle ilgili kısımlar var. Duygularımız, anlamlarımız, ihtiyaçlarımız, önceliklerimiz ve alışkanlıklarımız gibi…

Doğru başlangıç yeri kişinin kendisinden başlaması. Ancak insanlar bunun farkına ya hiç varmadan yaşayıp gidiyorlar ya da hayat mücadelesi içinde buna bir türlü sıra gelmiyor…

Bir grup insansa ancak 40’lı yaşlara doğru bu arayışa giriyor. İşleri belli bir düzene oturuyor, çocuklar büyüyor ve “hayatta birşeyler daha olmalı” demeye başlıyor…

Kimisi çocukluktaki eksikliklerin peşine düşüyor, kimisi gençlik hayallerini tekrar hatırlıyor…

Kimi ruhsallık üzerinden, kimi felsefe, kimi sanat, kimiyse haz üzerinden…

Sonuçta gidilen birkaç yer var;

-Bazıları dikkat dağıtıcılar (distracter) üzerinden hep kendini oyalamakla meşgul. Bunlar hep birşeylerle yüzleşmemek için sürekli kendilerini meşgul edenler. Bu genellikle futbol, bilgisayar oyunu, alışveriş vb. üzerinden gidiyor…

-Bir kısmı bağımlılıklara takılıyor. Haz, heyecan ya da flow peşinde koşanlar bunlar. Ya korku ve öfkeyi ya da hayatlarındaki boşluk ve anlamsızlıkları dengelemek için kendilerini kaptırıyorlar…

-Bir kısmı ego büyütme derdinde. Kendilerine ve başkalarına ne kadar büyük ve önemli olduklarını kanıtlamaya takmışlar…

-Bir kısmı bütün anlamı en yakınındakilere yüklüyor. Sevgilisi, ailesi ya da bir iki can dostu…

-Bazıları içe çekilip huzuru kendi içlerinde maneviyatta arıyorlar…

-Kimi sadece izole olmak istiyor. İnsanlardan ve çekişmelerden bıkmış kendi dünyasını yaratmaya çalışıyor…

-Kimisi diğer insanlarda arıyor çözümü. Vermek ve paylaşmak üzerinden, biz üzerinden mutlu oluyor. Bunları bir kısmı öğrendiklerini aktarmaktan, bir kısmı da ezilenlerin haklarını korumaktan sorumlu hissediyor kendisini…

-Kimisi doğaya atıyor kendini. Bahçesi ve kedileriyle mutlu olmayı öğrenmiş…

-Kimi bilinçle arıyor. Bilim, felsefe, entellektüellik bunların yolu…

-Kimi kendini kaptırmayı seviyor. Sanat ve yaratıcılık ancak tatmin ediyor bu insanları…

-Ve diğerleri…

Tüm bu bahsettiklerimiz belli bir farkındalığa ulaşıp çözüm arayanların seçimleri. Ve çoğunluk daha buraya ulaşmış değil…

Gördüğünüz gibi sorunların olduğu gibi kendini arayanlar için çözümlerin de türlü türlüsü var…

İnsan olmak tüm bu yollara sapmayı içeriyor. Ve hepsinden de öğreneceklerimiz var…

ODM tüm bu yollara girerek ve bir miktar yaşayarak kendi kombinasyonunuzu bulmanızı öneriyor. Değerlerinize uygun yaşamanızı, akıl, emek ve yürekle kendi anlamlarınızı oluşturmanızı ve kendi optimum dengenizi bulmanızı söylüyor…

Ve bu ancak bilerek, yapa-bilerek ve olarak gerçekleşiyor.

Sevgiler. Tamer

13 Ekim 2016

Taşımak ve Bırakmak Üzerine…

Yaşamda birşeyleri değiştirmek zor geliyor insanlara…

Öyle ya yıllar içinde oturmuş bir denge var. Her parçası bir diğeriyle bağlantılı ve hepsi bir diğerini olduğu yerde kalmaya zorluyor. Birini değiştirmeye kalksan diğerleri itiraz ediyor…

Zaten bahaneler de hazır…

Hayat zaten zor, …

çoluk çocuğum var benim,

eski köye yeni adet mi çıkarıyorsun?,

yenisinin daha iyi olacağının garantisi ne?

Ben zaten biliyorum bunları,

Öyle ya düşünmek gerekecek, yüzleşmek gerekecek, git-geller yaşanacak, emek harcamak gerekecek, çatışmalar gelecek, savunma mekanizmalarını bırakmak gerekecek, egoya bu arada bayaa bir ayıp olacak…

-Mış gibi yapmak varken…

-Kolayına kaçmak varken…

-Uyanıklıklarla günü kurtarmak varken…

Oysa geçmiş öğrenmelerden başka şeyler değil o bizi tutan görünmez bağlar…

Bizi biz yapan temel değerlerimizi korurken geriye kalan ve artık kullanmadığımız ve muhtemelen bir daha da hiç kullanmayacağımız ve kendimiz zannettiğimiz, vazgeçilmez zannettiğimiz o haritalarımızı, gözlüklerimizi, otomatik pilota attığımız alışkanlıklarımızı bırakırsak ne kaybedeceğimizi zannediyoruz?..

Bir tarafın aynı kalırken diğer taraflarının ölmesine ve yeniden doğmasına izin vermek…

Akış içinde olmak ve bulanmadan, katılaşmadan yenilenmeye devam etmek…

Gereksiz yükleri her gün bırakarak sadece gerekenleri yanımıza almak…

Mesela desek ki; Bu ay her durumda güçlüden yana değil doğrudan yana olmayı seçiyorum…

Bu ay Okyanus’ta damla, damlada Okyanus olmayı seçiyorum…

Bu ay daha fazla gülümsemeyi seçiyorum…

Bu ay pizza yememeyi seçiyorum…

Bu ay üşenmemeyi seçiyorum…

Bu ay hiç ukalalık yapmayacağım…

Bu ay bilerek gönül kırmayacağım…

Bu ayı eski dostlara ayıracağım…

Bu ay kendime yalan söylemeyeceğim…

Bu ay…

Ve içerden bir sürü itiraz…

Hepsini değil sadece bir veya ikisini..

İkinci gün kesin vazgeçerim mi diyoruz?…

Bu yüzden zor insan olmak ve insan kalmak…

Her gün yeni seçimler yapmayı, bunları doğru yapmayı ve eski seçimleri sorgulamayı gerektirdiği için…

Ve seçimlere bağlı kalmayı gerektirdiği için…

Oysa eski yükleri sürükleyerek yaşamak çok daha zor…

İnsanlar için de, aileler için de, kurumlar için de, toplumlar için de, insanlık için de…

Seçimlerinizi tekrar düşünün…

Sevgiler. Tamer

30 Eylül 2016

Doğum ve Ölüm Yaşamın Bir Parçasıdır…

Her yeni kimlik yeni bir doğuştur…

Bu bir insanla, bir meslekle, bir yere yerleşmekle hatta yeni bir hobiyle bile olabilir…

Ama o kimliğin hakkını veremiyorsanız o kimlik, bir yüke de dönüşebilir. Haritasını doğru oluşturmanız ve içini yetkinlikle doldurmanız gerekir…

Denge, farkındalık ve optimizasyon burada devreye girer.

Neyi istediğinizi, neyi taşıyabileceğinizi, nasıl koordine edeceğinizi ve neleri ne zaman bırakmanız gerektiğini doğru seçmeniz gerekir……

Ve kimliklerin gidişleri de birer küçük ölümdür…

Bazen bunu yeni kimliklere yer açmak için yaparız…

Bazen de tutunacak birşeyimiz kalmadığı için…

Ne için olursa olsun doğum ve ölüm yaşamın kendisidir…

İster hücre bazında, ister kimlik boyutunda isterse sosyal olaylarda…

Yeter ki bu süreç bir gelişim, öğrenme ve tekamül içersin…

Hindistan insana böyle şeyler yazdırıyor işte.

Sevgiler. Tamer

13 Eylül 2016