tr en

Suruç

Türk dış politikası kısa süre öncesine kadar ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ üzerine kuruluydu. Hatırlıyorum Abdullah Gül dışişleri bakanıyken ‘Irak üzerinde Osmanlı’dan gelen Türkiye’nin çıkarları vardır’ cümlesini kurdu…

Kısa süre önce Reyhanlı’da, bugün Suruç’da olanların tohumu o zamanlar atılmıştır. Aç gözlülükle Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürükleyenler hiç anlamadıkları (muhtemelen de hiç anlayamayacakları) mekanizmaları harekete geçirdiler.

Ve maalesef görünen bunların durmayacağı… Çözüm mü? “yurtta sulh, cihanda sulh’a geri dönmek… Gençlerin, ailelerinin ve henüz insanlığını kaybetmemiş olanlarımızın başı sağolsun.

Sevgiler. Tamer

20 Temmuz 2015

Sorunların Kökeni

Siyasal mezunu olmakla birlikte siyaseti içim kaldırmıyor. Ama olanlara bireysellik-toplumsallık çerçevesinden bakacak olursam…

Mesele düşenlere laf giydirmek değil. Mesele Türkiye niye buralara geldi? Paraleller, İşidler, diktatörlük girişimleri, PKK terörünün bitirilememesi, devletin kaynaklarına arsızca üşüşmeler, her kurum sapır sapır dökülürken, ülke ve ekonomi baş aşağı giderken, siyasiler ego kavgasındayken, hukuk bitmişken, halk kutuplaşırken, din siyaset malzemesi yapılırken ülke bölünmeye giderken biz ne yapıyorduk sahi? Güzelce söylenmekten başka…

Zaten sorun da burada… Türkiye tepkisellerle uyanıklar arasında sıkıştı kaldı. Dünya global bir sistem olmaya giderken, teknoloji katlanarak hızlanırken, donanımsız bireyselleşme savrulurken kendimizi ve çocuklarımızı temel değerleri koruyarak, ben ve bizi dengelemeyi öğreterek bu büyük dönüşüme hazırlamak gerekiyor…

Kendimizden başlayarak… Nerden mi başlayacağız? Binlerce yol var… Sadece bir tanesini örnek vereyim. İnsanların temelde 5 ilgi alanı vardır. Bunlar ‘insan, nesne, eylem, bilgi ve yer’dir. Yani insanlar motivasyonlarını buradan alır, zaman ve enerjilerini buraya ayırırlar. Bunlar aynı zamanda bir düşünce kalıbıdır. Yani düşünme alışkanlığı… Yani davranışlarımızın altında yatan temel dinamik gruplarından biri…

Biraz genelleyerek anlatacak olursam Türk halkı çoğunlukla insan ve nesne kalıbıyla hareket eder. Batı Avrupalılar daha çok nesne ve eylemle. Nesneyi elde etmek için çalışmaları gerektiğini bilirler. Bizse nesneye insan kalıbından dolayı çalışmaktan çok ilişkilerimizle ulaşmaya çalışırız. Amerikalılarda nesne-eylem-bilgi ağır basar. Onlar bilgiyi daha çok kullanırlar. Japonlardaysa insan-eylem-bilgi ağırlıklıdır. Akıl-emek-yüreğe en yakın toplum onlardır. Bir de dengeleri olsa kim bilir ne olurdu?

Çocuklara emek harcamayı, sistemik ve sezgisel düşünmeyi ve insanlıklarını satmamayı öğretmemiz gerekiyor. Çözüm biraz orta vadeli ve eğitimden geçiyor. Ben tepkiselim ya da uyanığım bunlar bana gelmez mi diyoruz? İşte ilk cümleye bu yüzden geliyoruz… Sahi biz niye bu hale geldik…

Sevgiler. Tamer

9 Haziran 2015

Optimuma Giden Yol

Ancak gerçekçi, donanımlı, hedefli ve esnek bir kişi uyumlu bir hayat sürebilir…

-Gerçekçi kişi kendini, diğer insanları ve hayatı doğru yere koyar. Tehdit, fırsat ya da kaynakları ya da diğer insanları ya da kendisini büyütmez veya küçültmez. Anlamları ve algıları oturmuştur…

-Donanımlı kişi gerçeklerle başa çıkabilecek yetenek ve alışkanlıkları oluşturabilir, sistemdeki ya da kendi içindeki kaynakları bulabilir ve değerlendirebilir…

-Hedefsiz bir sistem dağılır. Hedefli kişi davranış ve eylem oluşturabilir…

-Esneklikse içinde yaşadığımız çevre (doğal sistem) değiştikçe buna uyum sağlamamızı sağlar..

Bunları dengeleyebilirseniz sürdürülebilirliğe ulaşırsınız…

Ancak bir çocuğu böyle yetiştirdiğimiz gün dünyayı değiştirebiliriz…

Ancak optimum dengeyle bunu yapabiliriz…

Buna ne kadar yakınız/uzağız dersiniz?

Sevgiler… Tamer

26 Mayıs 2015