—
Başarı
Başarı denilen şey doğal sistemi kontrol eden bir düzenleyici sistem kurabilmektir. Ama bazen bırakın doğal sistemi (çevremizi), düzenleyici sistemi bile (zihnimizi, bedenimizi, kimliklerimizi vb.) kontrol edemiyoruz… Beynimizin amacı kontroldür. Tüm düzenleyici ve sibernetik sistemlerin amacı kontroldür. ODM’ye göre bilmek ve yapmanın kesişimi başarıdır ve o da kontroldür…
Başarı kontrolse anksiyete kontrolü kaybetme endişesi, depresyonsa kontrolü tamamen yitirmektir. …Huzur kontrolü bir tarafa bırakıp doğal sistemle uyum içinde akmaktır…
Bu yüzden nerde kontrolcü nerde akışa bırakacağını bilmek en temel farkındalıklardan biridir…
Açık sistemleri kontrol etmek zordur. İnsanları, ilişkileri, duyguları kontrol etmek zordur. Buralarda ve özel yaşamda, sosyal ilişkilerde eşikleri genişletmeyi ve akışa bırakmayı da öğrenin…
İş yaşamı başarı ve kontrole daha uygundur. Özellikle yöneticiyseniz, yaptığınız iş hata kaldırmıyorsa, hedefleriniz varsa kontrolü ele almak daha iyidir…
Özetle anksiyete ve depresyonu uzak tutmanın yolu kontrolü dengelemekten geçer…
Ve yine özetle özel yaşam başarılı olmak için değil huzurlu olmak içindir…
Sevgiler… Tamer
30 Temmuz 2015
—
Suruç
Türk dış politikası kısa süre öncesine kadar ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ üzerine kuruluydu. Hatırlıyorum Abdullah Gül dışişleri bakanıyken ‘Irak üzerinde Osmanlı’dan gelen Türkiye’nin çıkarları vardır’ cümlesini kurdu…
Kısa süre önce Reyhanlı’da, bugün Suruç’da olanların tohumu o zamanlar atılmıştır. Aç gözlülükle Türkiye’yi Ortadoğu bataklığına sürükleyenler hiç anlamadıkları (muhtemelen de hiç anlayamayacakları) mekanizmaları harekete geçirdiler.
Ve maalesef görünen bunların durmayacağı… Çözüm mü? “yurtta sulh, cihanda sulh’a geri dönmek… Gençlerin, ailelerinin ve henüz insanlığını kaybetmemiş olanlarımızın başı sağolsun.
Sevgiler. Tamer
20 Temmuz 2015
—
Sorunların Kökeni
Siyasal mezunu olmakla birlikte siyaseti içim kaldırmıyor. Ama olanlara bireysellik-toplumsallık çerçevesinden bakacak olursam…
Mesele düşenlere laf giydirmek değil. Mesele Türkiye niye buralara geldi? Paraleller, İşidler, diktatörlük girişimleri, PKK terörünün bitirilememesi, devletin kaynaklarına arsızca üşüşmeler, her kurum sapır sapır dökülürken, ülke ve ekonomi baş aşağı giderken, siyasiler ego kavgasındayken, hukuk bitmişken, halk kutuplaşırken, din siyaset malzemesi yapılırken ülke bölünmeye giderken biz ne yapıyorduk sahi? Güzelce söylenmekten başka…
Zaten sorun da burada… Türkiye tepkisellerle uyanıklar arasında sıkıştı kaldı. Dünya global bir sistem olmaya giderken, teknoloji katlanarak hızlanırken, donanımsız bireyselleşme savrulurken kendimizi ve çocuklarımızı temel değerleri koruyarak, ben ve bizi dengelemeyi öğreterek bu büyük dönüşüme hazırlamak gerekiyor…
Kendimizden başlayarak… Nerden mi başlayacağız? Binlerce yol var… Sadece bir tanesini örnek vereyim. İnsanların temelde 5 ilgi alanı vardır. Bunlar ‘insan, nesne, eylem, bilgi ve yer’dir. Yani insanlar motivasyonlarını buradan alır, zaman ve enerjilerini buraya ayırırlar. Bunlar aynı zamanda bir düşünce kalıbıdır. Yani düşünme alışkanlığı… Yani davranışlarımızın altında yatan temel dinamik gruplarından biri…
Biraz genelleyerek anlatacak olursam Türk halkı çoğunlukla insan ve nesne kalıbıyla hareket eder. Batı Avrupalılar daha çok nesne ve eylemle. Nesneyi elde etmek için çalışmaları gerektiğini bilirler. Bizse nesneye insan kalıbından dolayı çalışmaktan çok ilişkilerimizle ulaşmaya çalışırız. Amerikalılarda nesne-eylem-bilgi ağır basar. Onlar bilgiyi daha çok kullanırlar. Japonlardaysa insan-eylem-bilgi ağırlıklıdır. Akıl-emek-yüreğe en yakın toplum onlardır. Bir de dengeleri olsa kim bilir ne olurdu?
Çocuklara emek harcamayı, sistemik ve sezgisel düşünmeyi ve insanlıklarını satmamayı öğretmemiz gerekiyor. Çözüm biraz orta vadeli ve eğitimden geçiyor. Ben tepkiselim ya da uyanığım bunlar bana gelmez mi diyoruz? İşte ilk cümleye bu yüzden geliyoruz… Sahi biz niye bu hale geldik…
Sevgiler. Tamer
9 Haziran 2015