tr en

17 ağustos

Bizler bu hayatta bir taraftan çok yıpranıyoruz. Bir taraftan da her yeni güne başlayacak enerjiyi buluyoruz…
Günler küçük acılar ve küçük sevinçlerle geçiyor. Ama bazen de büyük şeyler oluyor yaşamımızda. Dönüm noktaları…
Bazen egomuz İçin mücadele ediyoruz bazen kazandığımızı sandığımız haklarımız İçin bazen de sorumluluklarımız nedeniyle. Ama hep bir mücadele var işin içinde…
Bazen sevdiklerimizi kırıyoruz, bazen kırılıp içimize atıyoruz, bazen de biriktirip kusuyoruz…

Yani hayat kendi dinamikleriyle akıp gidiyor…

Bizler de etki alanımızdaki şeylere bazen müdahale ediyoruz bazen müdahale edemediğimiz için kaygılanıyoruz bazen müdahale etmek bile istemiyoruz…
Etki alanımızda olmayan şeyleri de ya kabulleniyoruz, ya akışına bırakıyoruz, ya yapacak birşey olmamasına rağmen canımızı sıkıp duruyoruz…

Hayat kendi dinamikleriyle akıp gidiyor. Ve hayatın dinamikleriyle insanın dinamiklerinin ortak olduğunu anlamadığımız sürece onlarla başa çıkmayı ya da onların keyfini çıkarmayı öğrenemeyeceğiz…

Uyum İçin farkındalıktan sonra anlamak gerekiyor…

25 ağustos 2017

Yaşamın özü döngülerde saklıdır…

İki türlüsü vardır. Değişimi yaratan pekiştirici döngüler ve düzeni yaratan dengeleyici döngüler…

Pekiştirici döngüde İki bileşen birbirini büyütür ve güçlendirir. A eğer B’yi güçlendiriyorsa ve B’de dönüp A’yı güçlendiriyorsa pekiştirici döngü başlamıştır. Değişim budur. Ve bu değişim belli bir eşiğe ulaştığında ortaya yeni bir şey, mesela C çıkar. C artık başka birşeydir…

Ve bu iyiye de gidebilir, kötüye de. A B’ye iyi davrandığı için B de dönüp A’ya iyi davranır ve bunun adı dostluk (C) olur. Tersi olursa da bunun adı (C) düşmanlık olur.

Biz hayata baktığımızda C’leri görürüz…

Yani C’yi anlamak için sadece bileşenleri (A ve B) anlamak yetmez. A ve B arasındaki ilişkinin yönünü de anlamamız gerekir.

Aynı durum dengeleyici döngülerde de vardır. Yalnız bu durumda bir taraf (A) diğerini büyütürken veya güçlendirirken diğer taraf (B) geri dönüp ilkini küçültür veya zayıflatır. Sistem bu şekilde belli bir eşikte dengelenir. Örneğin vücudunuz ısınır (A) ve terlersiniz (B) ve sisteminiz dengede kalır.

Ve bu C’ler bizim için kötüyse bu döngüyü anlayabilmemiz gerekir. Döngünün bileşenlerini (A ve B) ve bileşenleri arasındaki ilişkiyi…

Çünkü kötü bir döngüyü değiştirmek için bazen bileşenlere bazen de ilişkiye müdahale etmemiz gerekir.

Ve kötü döngüyü kırdıktan sonra da yeni bir iyi döngü (önce pekiştirici, ardından dengeleyici) oluşturmayı bilmemiz gerekir…

Karmaşık mı geldi?

Hayatı anlamak buradan başlıyor…

9 eylül New York’a 9. gelişim. İlk kez 2000’de gelmiştim. Sabah 7:30’da şehir ayaktaydı. Zor bir şehir ve insanlar bu zorluk içinde ayakta kalmaya çalışıyorlar…
Bir taraftan acımasızlar bir taraftan çok zorlanıyorlar. Bisiklette etrafa cilve yapan genç kızdan, yaralı güvercini tekmeleyen zenciye kadar bir sürü uçta insan portresi…
Profesyoneller ayrı bir tiyatro oynuyorlar. Topuklu ayakkabı içinde güzel görünmeye çalışan ama rahatsızlığı her halinden belli kadınlar, özgüvenli görünümlü gravatlı beyaz yakalılar…
Bir de çoktan düşmüş sokakta yaşayanlar…
Bu insanlar yalnızlar. Hayatla tek başlarına mücadele etmeye çalışmalarını bir yandan takdir ediyorsunuz ama bir yandan insanlıklarından bu kadar ödün vermelerine üzülüyorsunuz…
Sanki bütün şehir deneysel bir süreç yaşıyor. Bir bireyi uçlara sürüklerseniz ne olur sorusunun cevabını arıyorlar gibi…
Uçlarda haz arayışı, yapay ve çıkara dayalı ve çabuk bıkılan ilişkiler…
İlk gelişimde gösterişi beni etkilemişti. Şimdiyse bunlara ilgi göstermeyecek kadar büyüdüm herhalde. Binalara, gösterişe, teknolojiye ya da pırıltılara değil insanların içine bakıyorum ve gördüklerim çok da umut verici değil…
Ve bu trend güçleniyor…
Bir de tam tersi var. Bireyi yok sayıp biz adı altında kapalı sistem haline getirip itaat etmeye zorlayan. Bizde daha çok bu oynanmaya çalışılıyor.
Ve iki uç da sağlıksız ve insan doğasına aykırı…
Optimum dengeye herkesin ihtiyacı var galiba…